Takvimler 31 Aralık’ı gösteriyordu. Gram altın 5.959 liraydı.
Aradan birkaç hafta geçti. 29 Ocak’ta Kapalıçarşı’da 8.000 lira konuşuluyor.
Bu süre içinde ne değişti?
Asgari ücretlinin hayatı değil. Ama alım gücü ciddi biçimde değişti.
Yeni asgari ücret 28 bin lira olarak açıklandı. Kağıt üzerinde “rekor”, manşetlerde “tarihi artış”.
Fakat rakamlar bazen başlıklardan daha dürüsttür.
31 Aralık’ta 28 bin lira ile yaklaşık 4,7 gram altın alınabiliyordu.
Şubat ayında maaş hesaba geçtiğinde bu miktar 3,5 grama düşüyor.
Aradaki fark küçük gibi görünebilir.
Ama adı konulmalı: 1,2 gram altın.
Bugünkü karşılığıyla yaklaşık 9.600 lira.
Yani “zam” diye ilan edilen artış, daha maaş ödenmeden piyasa tarafından geri alınmış durumda.
Burada basit bir soru var:
Bu gerçekten bir zam mı, yoksa gecikmeli bir kaybın resmileştirilmesi mi?
Asgari ücret açıklanırken hedef enflasyonlardan, refah paylarından, büyüme hikayelerinden söz ediliyor.
Ama mutfakta hikaye tutmuyor. Pazarda hedefler geçerli değil. Çünkü fiyatlar beklemiyor, ücretler bekliyor.
Bu kez fark aylar içinde değil, haftalar içinde oluştu.
Bir ülkede çalışan kesim aldığı ücretle daha az altın alabiliyor, daha az gıda taşıyabiliyor, kiraya daha zor yetişiyorsa; sorun bireysel tercihlerde değil, ekonominin fotoğrafındadır.
Nominal rakamlar büyüyor olabilir. Ama gerçek hayat küçülüyor.
Bugün asgari ücretlinin gördüğü tablo net:
Zam var.
Ama karşılığı yok.
Belki de asıl mesele şu:
Bu tablo artık bir istisna gibi sunulmuyor. Normalleştiriliyor.
Ve tam da bu tabloda, AK Parti Milletvekili Mestan Özcan’ın sözleri sosyal medyada gündem oldu.
“Ben vekil maaşımı ve emekli maaşımı size vereyim, siz benim yerime giderlerimi yönetin” dedi.
Bu cümle, belki niyet olarak farklı okunmak istenebilir.
Ama kamuoyunda yankısı bambaşka oldu.
Çünkü ortada cevabı zor bir soru var:
Milletvekili maaşıyla ve emekli aylığıyla geçinmenin zor olduğundan söz ediliyorsa, asgari ücretle, tek maaşla, kirayla boğuşan milyonlar ne yapsın? Terazinin bir tarafında 500 bin TL diğer tarafında belirlenen asgari ücret var. İkisi de geçinemiyorum diyor.
Hükümet kanadından gelen bu tür açıklamalar, ekonomik tabloyu hafifletmiyor. Aksine, makasın ne kadar açıldığını gösteriyor.
Geçim derdi yaşayan yurttaşın sofrasıyla, karar vericinin gündemi arasındaki fark daha da görünür oluyor.
Sorun sadece rakamlar değil.
Sorun, bu rakamların kimin hayatında neye karşılık geldiğinin artık yeterince hissedilmemesi.
Ve bugün ülkede asıl tartışılması gereken şey şu:
Eğer en üst düzey maaşlar bile “zor” bulunuyorsa,
geçinmek zorunda olan milyonlar için bu düzen sürdürülebilir mi?







