Son haftalarda peş peşe gelen iki “düzenleme”, vatandaşın adeta önüne düştü.
Biri, yurt dışından internetten gümrüksüz alışverişin tamamen kaldırılması.
Diğeri ise, zincir marketlerin pazar günleri kapatılmasının gündeme alınması.
İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki başlık, aslında aynı kapıya çıkıyor:
Vatandaş neden seçeneklerinden mahrum bırakılıyor?
Yurt dışından alışveriş neden zorlaştırıldı?
Bugüne kadar yurt dışından yapılan düşük tutarlı alışverişler, vatandaş için bir “lüks” değil, zorunlu bir tercihti.
Çünkü aynı ürün yurt dışında 5’te 1 fiyatına satılıyordu.
Kalite daha iyiydi, çeşit daha fazlaydı.
Enflasyon karşısında tüketici, kendi bütçesiyle bir denge kurmaya çalışıyordu.
Peki şimdi ne oldu?
“Yerli üretici korunacak” denilerek,
1 euro’luk ürüne bile vergi, masraf, müşavirlik yükü bindirildi.
Ucuz olan güçleştirildi, pahalıya mecburiyet getirildi
Bugün bir ürünü yurt dışında 5’te 1 fiyatına almak mümkünken,
Türkiye’de o ürünü alabilmek için önce “neden” sorusu soruluyor.
Türkiye’de üretilmiyor mu?
Fark etmez.
Ucuz mu?
Sorun.
Vatandaş lehine mi?
Sakıncalı.
Mesaj çok net:
“Ucuz arama, karşılaştırma yapma, sorgulama. Ne veriliyorsa onu al.”
Bu, yerli üretimi korumak değil;
tüketiciyi cezalandırmaktır.
Ama asıl soru şu:
Türkiye’de üretilmeyen bir ürünü yurt dışından almak neden cezalandırılıyor?
Yerli üretimin olmadığı bir alanda kimi, neye karşı koruyoruz?
Bu bir koruma politikası mı,
yoksa tüketiciyi çaresiz bırakma politikası mı?
Marketler neden pazar günü kapatılmak isteniyor?
Gerekçe tanıdık:
Küçük esnafı korumak… Aileyle pazar… Çalışan refahı…
Kulağa hoş geliyor.
Peki sonuç ne olur?
Zincir market kapanır.
Vatandaş mahalle bakkalına mahkûm edilir.
Ama kimse şu soruları sormuyor:
Etiket denetimini kim yapacak?
Aynı ürün neden iki sokak ötede iki kat fiyatlı?
Zincir marketten daha ucuza aynı ürünü bakkal mı tedarik edecek?
Fiş kesilmeyen, denetimi zayıf bir alan neden büyütülüyor?
Vatandaş bir pazar günü bakkal bakkal gezmek zorunda mı kalacak?
Ülkede büyük bir kesimin pazar günü müsait olduğu düşünüldüğünde,
yılların alışkanlığını bozmanın faturası kime kesilecek?
Zincir marketler kapanırsa ne olur?
Rekabet azalır
Denetimsiz alan büyür
Fiyatlar yükselir
Vatandaş nereye gider?
Mahalle bakkalına.
Ama kimse şunu konuşmuyor:
O etiketleri kim denetleyecek?
Zincir markette herkes fiyat karşılaştırmasını biliyor.
Ama aynı marka ürün, 15 metre ötedeki iki bakkalda bile farklı fiyata satılabiliyor.
Ortaya çıkan tablo şu:
Serbest piyasa zincirleniyor, etiket insafı serbest bırakılıyor.
Ve bu sistemde:
Aynı ürün daha pahalıya satılıyor, fatura yine vatandaşa kesiliyor.
Asıl mesele ne?
Seçenekler daraltılıyor.
İnternetten alamıyorsun
Ucuza alamıyorsun
Karşılaştıramıyorsun
Alternatifin kalmıyor
Sonra da deniyor ki:
“Yerli üreticiden al.”
Peki yerli üretici:
Aynı kaliteyi sunabiliyor mu?
Aynı fiyatı verebiliyor mu?
Aynı çeşitliliği sağlayabiliyor mu?
Eğer cevap “hayır” ise,
vatandaşı zorlamak çözüm değildir.
Yerli üretici desteklenmeli mi? Evet. Ama nasıl?
Vatandaşın cebini yakarak değil
Alternatifleri yasaklayarak değil
Rekabeti ortadan kaldırarak hiç değil
Bugün geldiğimiz noktada vatandaş:
Ne alacağını seçemiyor
Nereden alacağını seçemiyor
Ne zaman alacağını bile seçemiyor
Ama her şeye rağmen
daha pahalıya almak zorunda bırakılıyor.
Bu bir düzen değil.
Bu bir tercih değil.
Bu, mecburiyet.
Ben şahsen, 1 euro’nun vergisini ödemeyi tercih edenlerdenim.
Ama 1 euro’luk ürüne erişimi tamamen zorlaştıran bir sistemin tarafı değilim.
Çünkü mesele vergi değil.
Mesele güven değil.
Mesele üretim hiç değil.
Mesele şu:
Vatandaşa seçme hakkı tanınmıyor.
Ve seçme hakkının olmadığı yerde,
ne serbest piyasa olur
ne de refah.







