Türkiye’de televizyon ve dijital içerik denetiminde çok ilginç bir tablo var.
Bir yanda Fatih Altaylı gibi gazeteciler, söyledikleri bir cümle yüzünden soruşturma ve ceza yağmuruna tutuluyor. Öte yanda ise tamamen seks ve çıplaklık üzerinden kurgulanmış, “ahlaki değerleri” hiçe sayan programlar ekranlarda ve dijital platformlarda cirit atıyor.
Balon Date Show tam da bu çelişkinin somut örneği.
Katılımcılar, sözde “eğlence” adı altında sahneye çıkarılıyor; cinsellik ve teşhir ön planda tutuluyor. İzleyicinin ilgisini çekmek için kullanılan yöntem ise çok açık: ne kadar çok beden, o kadar çok izlenme.
Bir süre programı izleyip gözlemledim. Program formatını tamamen genç toplumu izleyip analiz ederek sunmuşlar. Gençlerin dilinde tam olarak bir freak show. Toplumdaki tüm farklılıkları biraraya getirip ortayam freak bir görüntü sunmak. Programda hakaret, ırkçılık, manevi değerlere hakaret, ağır cinsiyetçi söylemler ve buna benzeri bir sürü toplum yapısını yıkacak söylemler mevcut.
Burada sorgulanması gereken asıl mesele RTÜK’ün tavrı.
Bir gazetecinin eleştirisi “toplumu kışkırtıyor” diye soruşturmaya dönüşebiliyor.
Ama “ahlaksızlık” üzerine kurulu bir program söz konusu olduğunda RTÜK adeta AFK (klavye başında ama yokmuş gibi).
Bu çifte standart, toplumun gözünde denetim mekanizmasının güvenilirliğini sarsıyor. Çünkü RTÜK’ün görevi yalnızca iktidara ters gelen sözleri cezalandırmak değil; aynı zamanda toplumsal değerleri zedeleyen, cinselliği ve teşhiri ucuz eğlenceye dönüştüren içerikleri de denetlemek değil mi?
Toplumda hep söylenir: “seks ve çıplaklık her zaman satar.”
Evet, satıyor.
Ama bu gerçeği normalleştirmek, yeni nesillere “izlenme uğruna her şey mübah” mesajı vermek hangi akla hizmet?
Dikkat çeken bir nokta da, Balon Date Show’a katılanların büyük çoğunluğunun sosyal medyada tanınma, kısa yoldan ünlü olma çabası içindeki düşük profilli(az tanınan takipçili) insanlar olması. Bu durum programın yalnızca reyting değil, aynı zamanda kişisel reklam ve popülerlik peşindeki bireyleri sömüren bir mecra haline geldiğini gösteriyor.
Katılımcılar, kendi “tanınma arzusu” üzerinden teşhir edilerek ekrana taşınıyor; izleyiciye sunulan “eğlence” ise aslında bir manipülasyon ve gösteri niteliğinde.
Ekrana kızları vitrinden bir malmış gibi dizip görücüye çıkartıyor. İçlerinden 1-2 tanesini kameraya yakın gel bir dön bakalım seni görsünler diyerek tüm vücut hatlarını teşhir ediyor.
Programı buraya kadar zannediyordum. Daha sonra özel görüşme odası adı altında ikili özel sohbetleri bile bir oda içerisinde çekim altında tamamen bir kurgu dünyası yaratılmış. İzleyiciye pazarlanmış.
İşin en tuhaf yanı katılımcıları bunu oraya çıkıp isteyerek yapması.
Balon Date Show gibi programlar yalnızca reyting ve takipçi uğruna ahlakı pazara çıkarıyor.
RTÜK ise sessiz kalarak bu düzenin ortağı haline geliyor.
Eğer gazeteciler cümleleri yüzünden cezalandırılıyorsa, toplumsal değerleri çiğneyen bu tür programların da aynı ölçüde denetlenmesi gerekiyor. Aksi halde, ortada denetim değil, yalnızca siyasi hesaplaşma aracı olan bir kurum kalıyor. Daha bu rezillikleri kaç bölüm daha görmeyeceksiniz?







