Bir ay boyunca sadece 6 metreküp su kullandım.
Birinci kademe.
Yani en düşük tarife.
Ne israf var, ne lüks, ne savurganlık.
Bunun karşılığında gelen fatura: 530 TL 199 Tl'si kullanılan suyun ücreti. Bir önceki ay gelen fatura sadece 200 TL.
Tekrar edelim:
Altı metreküp su = 530 lira.
Bu noktada insanın aklına ilk gelen soru şu oluyor:
Ben su mu tükettim, yoksa kurumların tüm giderlerini mi üstlendim?
İlk indeks 281 son indeks 287. Fıkra değil gerçek.
Vatandaşın mutfağındaki musluk artık borç akıtıyor. Önümüze gelen son faturalar, temel belediyecilik hizmetinden ziyade bir "vergi ve ceza tahsilat makbuzu"na dönüşmüş durumda. Elimizdeki faturaya şöyle bir alıcı gözüyle bakalım: Sadece 6 metreküp su tüketilmiş. Yani topu topu birkaç duş, birkaç bulaşık, bir parça çamaşır. İçmek için KULLANMIYORUZ . Onun için şişe suyu satın alıyorsun birde faturana böyle bir görünmez yük var. İçilebilecek kalitede suyu evine ulaştıramayanlardan bunun bedeli düşülecek mi?
Peki, bu 6 metreküp suyun karşılığında istenen rakam ne? Tam tamına 530 TL!
İnsanın sorması geliyor: Biz musluktan su mu içiyoruz, yoksa yıllanmış lüks bir şarap mı? Çünkü bu faturanın içindeki su bedeli, toplam rakamın yanında adeta bir "garnitür" gibi kalmış. Faturanın %70’inden fazlası su dışındaki kalemlerden oluşuyor.
Bakım bedeli, atık su bedeli, KDV’nin KDV’si derken, asıl hizmetin kendisi görünmez halde. Hele o faturaya eklenen "Gecikmiş Borç" kalemleri...
Tabloyu sizler için biraz daha netleştirelim:
Asıl Tüketim: 6 Metreküp.
Ödenecek Tutar: 530 TL.
Acı Gerçek: Suyun kendi birim fiyatı makul görünse de, yanına eklenen "yolcu" kalemler faturayı Uludağ'ın zirvesine taşımış.
Su, bir ticari mal değil; en temel insan hakkıdır. Bir ailenin insanca yaşaması için gereken o 6 metreküp suyun bedeli, bir lüks tüketim vergisi ağırlığıyla ezilmemelidir. Eğer biz 6 metreküp suya 530 TL ödüyorsak, burada bir yönetim değil, bir "hesap hatası" vardır.
Belediyelerin görevi, vatandaşın boğazından geçen suyun hesabını tutmak değil, o suyu en ulaşılabilir şekilde sunmak değil miydi?
Kimse “Su bedava olsun” demiyor. Ama herkes şunu soruyor:
Neden az tüketene ödül yok?
Neden faturanın ana kalemi su değil?
Neden en büyük bedel, ölçülmeyen bir hizmet?
Bugün 6 metreküp suya 530 TL ödeyen vatandaş, yarın şunu sorar:
“Ben tasarruf yapıyorum ama neden cezalandırılıyorum?”
Ve bu soru cevapsız kaldıkça, sorun su değil, sistem olur.
Alkol Vergisiyle Kıyaslayalım
Türkiye’de:
Birada vergi yükü: %60–65
Rakıda vergi yükü: %75–85
Su faturasında ne görüyoruz?
%70’ten fazla su dışı yük
Bu durumda sormak meşru:
Su, biradan daha mı lüks oldu? Temel ihtiyaç, keyif ürününden daha mı ağır yüklü?
Yakında şu cümle gerçek bir serzenişe dönüşürse şaşırmayalım:
“Rakıya suyu az koyun, suya rakıyı fazla koyun; daha hesaplı.”
Ölçülmeyen Çöpün Ölçüsüz Bedeli
Su faturasını eline alan birçok vatandaşın ilk tepkisi aynı:
“Ben bu kadar çöp mü çıkardım?”
Cevap net: Hayır.
Zaten kimse ölçmedi.
Asıl sorun sadece bedelin varlığı değil; şeffaflık eksikliği.
Vatandaş; Bu ücretin nasıl hesaplandığını bilmiyor. Nereye harcandığını göremiyor. Az çöp ürettiğinde indirim alamıyor. Belki de artık şu soru sorulmalı:
Gerçekten çevre için mi, yoksa sadece tahsilat kolaylığı için mi bu sistem böyle işliyor?Çünkü ölçülmeyen çöpün bedeli, giderek ölçüsüz bir tepkiye dönüşecek gibi duruyor.
Dip not: Evsel Katı atık Toplama Bedeli 135 TL, ÇTV Bedeli 24 TL. Faturanın 159 TL si iki bedel. 199 TL ücretlendirilen su bedeli. Fatura 530 TL. Kullandığım sudan daha pahalıya hizmet aldım(!)







