Memlekette yeni bir döneme girdik adeta. Trafikte sadece araç sürmek yetmiyor, aynı zamanda olabildiğince sade olmak gerekiyor. Öyle süs, öyle aksesuar, öyle “kişisel dokunuş” falan… Aman diyeyim haa, hepsi potansiyel ceza sebebi... Ön cama bir şey mi tutturdun? Geçmiş olsun kardeşim yazalım bir ceza. Ama aynı cama taksimetre? O serbest. Demek ki mesele cam değil, mesele kim olduğun. Oto parfümü mü astın? Allah korusun… Koku bile yasaklı hale gelmiş. Aracın güzel kokarsa dikkat dağıtıyor galiba. Zaten ülke yangın yeri, bir de senin çam kokunla uğraşamayız herhalde. Trafikte kaç tane kaza gördünüz sallanan oto parfümünden çıktı diye. Bir yanda meclis cümbüş, öbür yanda komşuda savaş… Ekonomi desen, artık kimin umrunda belli değil. Ama biz neyi tartışıyoruz? Camdaki aparatın santimini. Gerçekten sabır noktası bu muydu? Yoksa mesele modifiye miydi sadece? Vatandaş artık durumu kabullenmiş değil… tiye alıyor. Çünkü başka türlü baş etmek zor. “Ön cama numaratör koydum, ceza yer miyim?” Sorular ciddi, cevaplar trajikomik. Ama işin en ironik kısmı şu: Yani araç uygun, ama düşünce uygunsuz. Bir de teknoloji meselesi var… E şimdi biz ne yapalım? Bu durumda en mantıklısı şu galiba Vatandaşın geldiği nokta bu. Çünkü adalet duygusu zedelenince, Sandıkta görüşürüz diyen çok… Belki de camımıza astığımız küçük bir koku şişesiyle değil,
“Benzin kapağına işeyen çocuk sticker’ı yapıştırdım, suç mu?”
“Arka camda Atatürk imzası var, kaç lira yazarsınız?”
Arka camına kocaman Osmanlı tuğrası bastın mı muayeneden geçiyorsun,
ama trafikte ceza yiyorsun.
Deniyor ki: “Araç hareket halindeyken multimedya kullanmak yasak.”
Peki ya fabrikadan çıkan araçlar? Ekranlar kocaman, özellikler sınırsız…
Hatta içinde televizyon izleme opsiyonu bile var.
Navigasyonu dizimize mi koyalım?
Yoksa göz hizasına koyunca suç, ama fabrikasyon olunca “özellik” mi oluyor? Kocaman harita açıp trafikte mi gezelim?
Seçim otobüsü görürsen hemen ihbar et…
Ses sistemi var sonuçta.
Cezayı ciddiye almak yerine espri malzemesi yapmak.
kurallar da ciddiyetini kaybediyor.
Ama asıl soru şu:
Gerçekten o noktaya geldiğimizi ne zaman anladık?
görmezden gelinen büyük sorunlarla.







